Kürşat BİLGİN Hukukçu Yazar


Pazar Sohbeti

Şehitlerime ithafen & yıl 1919


 

“Bu yazı bir komando uzman çavuş mektubudur ve siz bu mektubu gazeteden okuyorsanız ölmüşüm demektir. Bir ailem olsaydı bu mektubu onlara yollamak isterdim ama yok.

Size koğuştaki ranzamdan yazıyorum. Şu an etrafımda Adana, Ağrı, Sivas, Edirne, Diyarbakır, Ankara, Antalya, İzmir, Urfa, Trabzon... Türkiye’nin dört bir yanından birbirini tanımayan ama birbirlerinin canını korumaya yemin etmiş bir sürü asker var. Birazdan operasyona gideceğiz, tek dileğimiz kayıp vermeden geri gelmek.

İlerde ölürsem eğer diye bir mektup yazmak çok zor. Aklına getirmek istemez ya insan ölümü, hani her zaman bir umut vardır ya. Askerliğim bittikten sonra yırtıp atacaktım bu mektubu ama şu an okuyorsanız yırtamadım demektir. Zaten pek de kalem tutmaz elim. Silah tutmayı daha iyi bilirim. Sizi korumam için siz öğrettiniz silah tutmayı.

Tuhaf olan siz bu mektubu okurken ben neden öldüğümü bile bilmiyor olacağım. Ya bir mayına bastım ya da yediğim birkaç kurşun. Bileniniz var mı ben nasıl öldüm?

Kışlada her televizyona bakışımda birbirinizi öldürdüğünüzü birbirinizin canını yaktığınızı gördüm.

Müziğin sesini çok açtı diye komşusunu vuranlar.

Gücü kadına yetenler.

Cebindeki on lirası için adam vuranlar.

Kız arkadaşına baktı diye alayını bıçaklayanlar.

Bileniniz var mı ben kimi korumak için öldüm?

Eti az pişti diye garsona çıkışan adam; sen rahat uyu diye kurşunlar başımın üstünden geçerken ben dağda her bulduğumu kesip yedim.

Arabasını solladılar diye levyesini kapıp arabadan inen adam,

Beni bir çöp bidonuna atıp giden anam;

Söylesene ben kimin için öldüm?

Yetimhanede ve askerde en güzel şeyin ekmeğin bölmek olduğunu öğrendik biz. Peki size neyi bölmeyi öğrettiler?

Sizi önce Allah’a sonra birbirinize emanet ediyorum. Ben sizden razı oldum Allah’ta sizden razı olsun…”

14 Haziran 2004 günü saat 23.00'te Şırnak/Beytüşşebap-Mezra’nda emniyet görevi icra eden birliğe, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü tarafından uzun namlulu silah ve roketatarla güvenlik güçlerine açılan ateş sonucu şehit olan erin, Batman doğumlu Jandarma Er Murat Akman’ın kaleminden çıkan yazılar.

Bir şehit ben neden öldüm diyor !..

Nedir bu kavganın sonu, sonu gelmez oluşu. Nedir bu şiddet.

---

Bu hafta utanarak, sıkılarak takip ettim.

İçinde bulunduğumuz ayın beşinci günüde kaleme almıştım. Şimdi üzerinden tekrar geçiyorum.

Evet Ankara’da yaşanan Baro Başkanlarına uygulanan muamele.

Rahatsız oldum, savunmanın kendisini savunmak için düştüğü bu hal rahatsız etti beni.

Savundukları konuda bence gayet yerinde, çifte baro hatta belki üçüncü, dördüncü baro neden olmasınlar.

Ben tekrar şundan bundan neden olmamalarını saymayacağım yeterince dinlediniz, ben size 1919 yılında bu baroların üyelerinden biri olan bir avukatın hikayesini anlatacağım.

&    &

Bir hanımefendi diyor ki; 1919 yılı idi. İstanbul baştan aşağı İngilizlerin işgali altındaydı. Liseyi yeni bitirmiştim.

Güzel bir kızdım.

Dünür gelmeye başladılar.

Biri avukatmış.

Gösterdiler uzaktan, boylu poslu yakışıklı bir delikanlıydı, beğendim.

Nişanlandık.

Nişanlımı seviyordum.

Mutlu bir yuva kurmak hevesi ile lamba ışığının altında sabahlara kadar oyalar örüyor, çeyizler hazırlıyordum.

Ama çok geçmedi ki mahallede bir dedikodu yayıldı.

(Ayşe’nin nişanlısı avukat değilmiş, ipsizin biriymiş, üstelik cami önlerinden tabut taşıyarak karnını doyuruyormuş) dediler.

Alt üst oldum.

Babam götürdü, uzaktan izledik, gerçekten de tabut taşıyordu…

Yıkıldım.

Nişanı atıp, ayrıldık.

Aradan 5 yıl geçti.

Evlenmiştim,

Bir de çocuğum olmuştu.

1924 yılıydı.

Artık ülkemiz özgürdü.

Bir gün Beyoğlu’nda rastladım ona.

Oğlum yanımdaydı.

Beni görünce titredi, ceketini düğmeledi.

Saygı göstererek durdu önümde.

Vaktiniz varsa size bir çay ikram etmek isterim, dedi.

Olur, dedim.

Bir büroya girdik.

Burası bir avukatlık bürosuydu ve kapıda adı yazıyordu.

İçerde yardımcıları çalışıyordu.

Siz gerçekten avukat mısınız, dedim.

Evet, dedi.

Peki, avukatsınız da neden cami önlerinden tabut taşıyordunuz, diye sordum.

Durdu, başı öne eğildi.

Beni affedin, dedi.

İstanbul işgal altındaydı,

Her taraf İngiliz askeri kaynıyordu.

Her şeyi didik didik arıyorlardı.

Biz de Anadolu’ya, Milli kuvvetlere ancak, cenaze süsü vererek tabutlarla silah kaçırıyorduk.

Bu ülke için hayati bir işti.

Bunu size bile söyleyemezdim...

 

 

BU VATANI CANLARINI VE AŞKLARINI FEDA EDEBİLENLERE BORÇLUYUZ.

 

Sevgi ile sağlıkla kalın.